6 ŞUBAT BİZE NE ÖĞRETTİ? Deprem, Sigorta Sistemi ve Dayanıklılık Üzerine Notlar
- Zeynep Turker

- 1 gün önce
- 7 dakikada okunur

Enkazın arasında kalan bir tutam saç.
Bir isim yok.
Bir yüz yok.
Ama bir hayat var.
Depremleri rakamlarla anlatıyoruz. Oysa bazı kayıplar istatistiğe sığmıyor.
Deprem hakkında blogda o kadar çok yazmışım ki…
Yazdıklarım, yıllardır her mecrada konuşup “önlem alın” diye haykıran değerli bilim insanlarının, uzmanların, akademisyenlerin, mühendislerin gürültülü gündemler arasında kaybolan çağrıları ile kıyaslandığında oldukça az kalır.
Deprem bizim için sadece bir konu değil; hayatımızın kırılma noktalarından biri.
17 Ağustos depremi doğduğum yeri yerle bir etti. Canlarımızı kaybettik.
Sadece binalar yıkılmadı, bugün benim hatırladığım Gölcük- Değirmendere ile bugün anlatılan yer aynı değil, binalarla birlikte hatıralar da enkaz altında kaldı.
O günün korkusu, sesi, sessizliği, çaresizliği hâlâ içimde.
Ve 6 Şubat sabahı…
Uyandığımızda öğrendiğimiz felaketle günlerce uyuyamadık. 13 ilimizi vuran, binlerce insanımızı kaybettiğimiz asrın felaketi.
Gözlerimiz yaşlar içinde, bir umutla enkaz başındaki kurtarma çabalarını izledik.
Her kurtulan can, sanki kendi annemiz babamızmış gibi içimizi ısıttı.
Her kayıp, sanki kendi ailemizden biriymiş gibi içimizi yaktı.
Bu felaketlerden sonra şehirler toparlanmaya çalışırken, insanlar normale dönmeye çabalarken, hepimizin yüreğine çöken acı ve korkunun yanında toplumca fakirleştik.
Sadece ekonomik olarak değil; psikolojik, sosyal, duygusal olarak da…
Ve en kötüsü:
Depremin kaygısı ve korkusu artık hep bizimle.
Her an kapıyı çalacakmış gibi.
Her titreşimde, her seste, her haberde içimiz sıkışıyor.
Çünkü biliyoruz:
Beklenen Marmara depremi kapıda.
Ama bu ülke hâlâ “gerçekten deprem olacakmış gibi” yaşamıyor.
6 Şubat depremlerinin yıldönümünde, yıllardır deprem ve sigorta üzerine yazdığım tüm içerikleri yeniden gözden geçirmek istedim. Çünkü bu büyük felaket bize bir kez daha gösterdi ki:
Deprem kaçınılmaz, ama ekonomik yıkım kader değil.
Bu derlemede amacım deprem gerçeğini, sigorta sisteminin nasıl çalıştığını, DASK’ın rolünü, eksik sigortanın görünmeyen etkilerini, modellemeyi, bina tamamlama sigortasını, Marmara senaryosunu, yapı denetim sigortasının uygulanamayan yapısını ve bireysel hazırlığı bir araya getirerek hatırlatmak.
6 Şubat’tan Türkiye ders çıkardı mı?” Bu aslında hepimizin içinde biriken o derin, ağır, cevabı yarım kalan sorulardan biri. Bu soruyu sorduğumda, hem bir yurttaşın acısını hem bir uzmanın gerçekliğini hem de bir insanın korkusunu aynı anda taşıyorum
Öyle süslü cümlelerle değil, gerçekçi bir yanıt olsun.
Artık Herkesin bildiği harita Bütün bilgilendirmelerimizde, bütün teklif ve eğitim sunumlarımızda ülkemizin deprem gerçeğini bu harita ile anlatırız. Bu haritaya göre Türkiye 7 Deprem tehlike bölgesinde oluşuyor (1 en yüksek 7 en düşük riskli bölge).
Bu haritayı referans alan sigorta şirketleri deprem teminatını Zorunlu ve İhtiyari Deprem Tarifesine göre sigorta ederler. Artık bu haritayı herkes tanıyor .

Bir deprem ülkesiyiz. Sigorta poliçelerindeki deprem teminatı hem yerel sigorta hem de küresel reasürans piyasasına devredilen ve ciddi maliyetleri olan bir risk. Konutlar için deprem teminatı iki katmanlı ilk katman Zorunlu Deprem Sigortası (DASK/ZDS) ve ikinci katman İhtiyari ( İsteğe Bağlı) Konut Sigortası
ZDS tek başına yeterli değildir; konut sigortasıyla tamamlanmalıdır.
Limitler, muafiyetler, koasürans, yeniden yapım maliyeti… Bunların tümünü hem depremle ilgli yazılar hem de tarifelerle ilgili yazılarımda paylaştım.
6 Şubat sonrası en çok yaşanan sorunlardan biri, poliçelerin güncel olmamasıydı., bırakın günceli, ortada poliçe olmamasıydı. Bugün sektör yangın branşında kaç konut sigortalıyor sizce ? Oran %20 den az.
Sanayiye gelince, maalesef benzer bir tablo endüstriyel risklerde de karşımızdaydı. ekik sigorta, yanlış limitler, kar kaybı iş durması gibi teminatların olmaması yaşana yıkımın ekonomik etkisini daha da artırdı.
Ortak Alan Sigortaları ve Toplumsal Dayanışma
Ortak alan sigortaları, toplumsal dayanıklılığın görünmeyen ama çok önemli bir parçası. Ama gelin görün ki , bir binadaki tüm konutlarda ZDS nin olmaması ortak alanların zararları açısında da boşluklara neden oluyor. Deprem sonrası apartman ve site yönetimlerinin sorumlulukları kritik hâle geliyor. ZDS bence site ya da blok aidatlarının ayrılmaz parçası olmalı. Ayrı gayrı gitmiyor, keyfiyete bırakılınca yapılmıyor ya da herkesin peşinde koşmak gerekiyor.
Eksik Sigorta: Görünmeyen Büyük Risk
6 Şubat sonrası bu konu, belki de en çok konuşulan başlıklardan biri oldu.
Eksik sigorta, tazminatın sigorta bedeli oranında kesilmesine yol açıyor. Bu nedenle poliçelerin yılda birden fazla güncellenmesi gerektiğini defalarca yazdım.
Eksik sigorta, yanlış metrekare, güncellenmemiş değerler… Bunların hepsi tazminatı doğrudan etkiliyor. Ve bu cümle bugün daha da anlamlı:
“Eksik ve yanlış sigorta, en pahalı öğrenme biçimidir.”
Ne yazık ki bu sorunlar eksilmedi, hala devam ediyor. Sigortacı Kafası'nda IMT Ekspertiz le yaptığımız Eksik Sigorta başlıklı sohbetimizi tekrar dinlemek isteyebilirsiniz. Bağlantıyı buraya bırakıyorum.
Depremin zamanı bilinemez; ancak zararın büyüklüğü bilimsel modellemelerle tahmin edilebilir. T-Rupt’un yerli modelleme kapasitesi, 6 Şubat sonrası DASK’ın hasar tahminlerinde kritik rol oynadı. Bu doğruluk payı yüksek tahminler, reasürans dünyasında Türkiye’ye duyulan güveni artırdı.
Beklenen Marmara Depremi ve Sektörün Mali Gücü yazımda sektörün reasürans yapısını, sermaye yeterliliğini ve Marmara senaryolarını ele almıştım.
Sonuç çok netti:
Sigorta sistemi güçlü olmalı, sigortalılık oranı artmalı.
Yapı Denetim Sigortası: Genel Şartı Var, Kendisi Yok- Türkiye’de deprem riskinin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, aslında yıllardır yürürlükte olan ama bir türlü hayata geçirilemeyen bir sigorta türü var: Yapı Denetim Sigortası. Genel şartı yayımlandı, çerçevesi çizildi, hatta sektör içinde defalarca tartışıldı. Ama sonuç?
Kâğıt üzerinde var, sahada yok.
Bu durum, deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke için trajikomik bir tablo oluşturuyor.
Çünkü yapı denetim sigortası çalışsaydı:
- Denetim firmalarının sorumluluğu gerçek anlamda sigortalanmış olacaktı
- İnşaat kalitesi üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşacaktı
- Müteahhit–denetim–idare üçgeninde hesap verebilirlik artacaktı
- Deprem sonrası yıkımın boyutu çok daha düşük olacaktı
Ama yıllardır aynı noktadayız ve bu da aslında depremle mücadelede en zayıf halkalarımızdan biri.
Müteahhit iflas etse bile binanın tamamlanmasını garanti eden bu sigorta özellikle kentsel dönüşüm projelerinde, 6 Şubat sonrası daha da önem kazandı. Ancak gelin görün ki , bu alanda yatırım yapan birkaç şirket dışında yaygınlaşamadı. Uzmanların şehirlerin depreme karşı dirençli hale gelmesi için kentsel dönüşümün hızlandırılması gerektiğini vurguladığı Dünya Şehircilik gününde , şehircilik çalışmalarının yalnızca belediyelere değil, siyasi yönetimlere ve halkın aktif katılımına da bağlı olduğunun altı çizilmiş.
Can kurtarmayı hedefleyen her proje dikkate değer ve desteği hak eder.
Kimsenin elinde sihirli değnek yok, konutlar ve şehirler bir gecede depreme dirençli olamayacaklar, bu uzun ve binalar yaş aldıkça yenilenmeliler, hep devam edecek bir süreçten bahsediyoruz. Şehirlerin depreme dirençli duruma getirilmesi çalışmaları hızla sürse de, kentsel dönüşüm hızlanmış olsa da İstanbul' da yüzbinlerce depreme dayanıksız konutun yenilenmesi en az 20 yıl gerektiriyor. Depremin ne zaman olacağı bilinmediğine göre, dirençli şehirler ve yapıların inşası devam ederken insanların can güvenliği için deprem erken uyarı sistemleri ve çözümleri de yaygınlaşmalı. TC. Sanayi ve Teknoloji bakanlığının bir dünya markası yapma yolunda başlattığı Turcorn 100 listesinde yer alan unicorn proje EDIS Afet Sistemleri Deprem Erken Uyarı Sistemi, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Erken Uyarı Uygulaması çalışmalarıyla insan hayatını kurtarmada çok önemli ilerlemeler kaydedildi.
Ülkenin Gündemi Ne Zaman Gerçekten Deprem Olacak? Bu sorum hâlâ geçerliliğini koruyor.
Deprem, ülkenin gündemine ancak büyük bir yıkım olduğunda giriyor.
Sonra birkaç hafta konuşuluyor, birkaç ay tartışılıyor, birkaç yıl erteleniyor…
Ta ki bir sonraki felakete kadar.

- Bina güvenliği
- Kentsel dönüşüm
- Yapı denetimi
- Sigorta bilinci
- Afet hazırlığı
- Erken uyarı sistemleri
- Modelleme ve risk yönetimi
Bunların hepsi ancak sürekli gündemde tutulursa işe yarar. Mesela İtalya, sadece konutlar için değil, sanayi tesisleri için de deprem teminatını zorunlu tutan kanunu devreye aldı. TSB'nin deprem riskinin sigorta edilmesinin insan hayatı, toplum ve ekonomik kalkınma açısından yarattığı avantajları detaylarıyla içeren "Deprem Odaklı Sigorta Reform Ajandası" sektörün etki alanını genişletecek ve sigortacılığın ekonomiye katkısını artıracak çözümler sunuyor.
Deprem sonrası en çok sorulan sorulardan biri hep aynı: Bu hasarı kim ödeyecek?”
Cevap aslında çok net:
Doğru poliçe varsa sigorta öder. Yoksa maalesef vatandaş kendi yarasını kendi sarar.
Bu yazıda altını çizdiğim en kritik gerçek hâlâ geçerli:
Deprem sonrası ödeme tartışması, poliçenin depremden önce nasıl düzenlendiğiyle ilgilidir.”
6 şubat depremlerinden sonra kamu harcamaları neredeyse oluşan ekonomik zararın tamamına denk geliyor? Kamu kim? Beşikteki bebekten en yaşlımıza kadar "Biziz"
Sigortanın aslında ne kadar ulaşılabilir olduğunu anlatmak amacıyla bu yazıda söylediğim cümle, bugün hâlâ geçerli Bir ruj parasına evimizi, emeğimizi, geleceğimizi güvence altına alabiliriz.”
Sigorta lüks değil; tam tersine, en temel ihtiyaçlardan biri.
Deprem gibi büyük bir risk karşısında küçük bir prim, bir ailenin yeniden ayağa kalkma gücünü belirliyor. Ve ne kadar çok sigortalı olursa, toparlanma ve iyileşme o kadar hızlı oluyor.
6 Şubat Bize Ne Öğretti?
Deprem bir doğa olayıdır; yıkım ise hazırlık seviyemizin sonucudur. Olası büyük bir deprem sadece fiziksel değil ruhsal ve ekonomik bir yıkıma dönüşüyor.
2023 depremlerinde sonra sıklıkla dile getirdiğim Protection Gap (koruma açığı) da durum çok değişmedi.
6 Şubat’tan Türkiye ders çıkardı mı?” sorusuna geri dönelim.
Kısmen evet. Kısmen hayır. Ülkemiz depremlerden sonra çıkarması gereken derslerin çok küçük bir bölümünü çıkardı.
Evet
Arama kurtarma kapasitesi arttı.
AFAD ve gönüllü ekiplerin koordinasyonu daha iyi bir noktaya geldi.
Deprem erken uyarı sistemleri daha görünür oldu.
DASK’ın süreçleri, TRUPT gibi modelleme araçlarıyla daha hızlı ve isabetli hale geldi.
Kentsel dönüşümün önemi artık kimse tarafından inkâr edilmiyor.
Bunlar önemli ama yeterli değil.
Hayır çünkü ;
Yapı denetim sigortası hâlâ uygulanamıyor. Genel şartı var, kendisi yok. Bu başlı başına bir trajikomedi.
Kentsel dönüşüm hâlâ yavaş, parçalı ve ekonomik olarak erişilmez duruma geldi.
Sigortalılık oranı hâlâ düşük. Milyonlarca konut hâlâ ZDS'siz, hâlâ güvencesiz.
Deprem bilinci hâlâ “deprem olunca” gündeme geliyor.
Marmara depremi için gerçekçi bir hazırlık kültürü gözlenmiyor. Planlar var ama uygulama yok. Tatbikatlar var ama süreklilik yok. Bilgi var ama davranışa dönüşmüyor.
Asıl mesele şu:
Türkiye, 6 Şubat’tan sonra depremi konuştu ama depremle yaşamaya başlamadı.
Bu ikisi aynı şey değil.
Depremi konuşmak kolay. Depremle yaşamak zor.
Biz, acı geçince hafızayı da susturmayı alışkanlık haline getirdik. Eğer bu ülkenin geleceğine dair en küçük bir sorumluluk hissediyorsak, hepimizin yapması gereken aynı:
Bilgiyi yaymak, bilimi dinlemek, hazırlığı ciddiye almak ve birbirimizi uyarmaktan vazgeçmemek.
Çünkü deprem değil, ihmal öldürüyor.
Bina yapımını değiştirmek, denetimi güçlendirmek, sigortayı yaygınlaştırmak, şehir planlamasını yeniden yazmak, rantı değil güvenliği öncelemek, popülizmi değil bilimi dinlemek gerekiyor. Bunların hepsini aynı anda yapmak kolay değil.
Hepimizin yaşadığı bu gerçeklik, bu sorunun cevabını daha da ağırlaştırıyor
17 Ağustos’ta her yerin yerle bir olması,6 Şubat sabahı gözyaşlarıyla ekran başında umutla enkazdan çıkan her canı takip etmek, her kayıpta içimizin yanması , toplumca fakirleşmemiz, korkunun artık hep içimizde olması…Bunlar sadece benim değil, milyonların ortak hafızası. Türkiye ders çıkarmak zorunda. Çünkü bir sonraki deprem kapıda.
Beklenen Marmara depremi, bir “olasılık” değil; bir gerçek. Ve o gün geldiğinde, 6 Şubat’tan ne kadar ders çıkardığımızı hep birlikte göreceğiz.

Gerçek ders,
Deprem gündem olduğunda değil, gündemden hiç düşmediğinde alınmış olur.
Depremi durduramayız ama etkilerini azaltabiliriz.
Bu da bilgiyle, bilinçle ve doğru sigortayla mümkün. Sigorta yoksulluğa karşı en etkili finansal çözüm.
6 Şubat’ın yıldönümündeyiz. Ülkenin asıl "beka" meselesi deprem gerçeği ile yaşamanın adımları uzun , zorlu ve önemli sistemsel değişimleri gerektiriyor. Tüm bunlar tamamlanana kadar "deprem olmaz" diyemeyeceğimize göre
Zorunlu deprem sigortanızı yaptırın. Konut sigortanızla tamamlayın. Deprem erken uyarı sistemlerini edinin.
Hazırlıklı olun. Varlıklarınızı koruyun
#KonutSigortası #SigortaBilinci #Sigortalılık #FinansalDayanıklılık #RiskYönetimi #EksikSigorta #YapıDenetimSigortası #KentselDönüşüm #MarmaraDepremi #fakirlik #guvence
Blog yazıları;
Yukarıdaki başlıklar ve metin içerisindeki altı çizili bağlantılara tıklayarak ya da https://www.zeynepturker-insurance.com/blog sayfasında arama bölümüne "deprem" yazarak burada alıntılanan ve diğer tüm yazıları okuyabilirsiniz.
Youtube Yayınları
Deprem Erken Uyarı Sistemi- EDIS - Ali Emre Erişen









Yorumlar