top of page

TÜRKİYE'NİN İLACINA UMUTLU YÜRÜYÜŞ "TRUSTLIFE"


ree

Dünya çok küçük ve hayat ilginç tesadüflerle dolu. Geçenlerde bir toplantıya giderken tıkanan trafikte sağa sola bakınırken, binaların arasında bir tabela dikkatimi çekti. "Trustlife" . Tabi sigortacı olunca "yeni bir hayat sigortası şirketi ya da büyük bir aracı kurum herhalde" diye düşündüm. Üzerinden çok geçmedi, Sigortacı Kafası'nın yapımcılığını paylaştığımız Uğur Gülen, yenilikleri, ülkenin yararına yola çıkılmış uzun vadeli girişimleri hevesle takip ettiğimi bildiğinden "seni biriyle tanıştıracağım" dedi ve Bülent Denkdemir'le tanıştık.


Uzun yıllar ecza-ilaç, savunma sanayi ve otomotiv endüstrisinde geçen profesyonel hayatın ardından, son zamanlarda da yaşadıklarını paylaşan ve tecrübelerini sadece yakınındakiler değil, daha çok insana yayma gayesiyle "Yolda Öğrendiklerim" adında bir de kitap yayınlamış.


Bir anda, yolda dikkatimi çeken tabela ve birazdan detaylarıyla aktaracağım bu güzel tesadüfler tek noktada kesişti; "Trustlife"


Trustlife, bir hayat sigorta şirketi ya da sigorta aracısı değil. Türkiye’nin ilk yerli ilaç molekülünü geliştirmek üzere kurulmuş bir sağlık daha doğrusu biyoteknoloji girişimi.


Trustlife'ın hikayesine başlayalım.

Uzun süredir kalıcı bir çözüm bulamadığı reflü ve alerjik bronşit sorunları için çalmadık kapı bırakmamış Bülent Bey. Bir gün eşinin "bir de genlerine baktırsan" önerisi üzerine ilaç endüstrinde çalışırken edindiği networkü ile irtibata geçmiş. Bu araştırmaları esnasında , insanların sağlık sorunlarına ilişkin pek çok araştırma olduğunu, bayağı yol kat edildiğini ancak birbirinden kopuk kulvarlarda ilerlediklerini görmüş. Tüm bu araştırmaları sırasında "bu konuda daha fazla bilgi almak istiyorsan iki isim var" denince, vakit kaybetmeden iki değerli bilim insanı ile tanışmış. Prof. Adil Mardinoğlu ve Prof. Hasan Türkez.



ree

Prof. Adil Mardinoğlu, Türkiye’nin sağlık bilimleri vizyonunda kritik bir rol üstlenen, hem akademik hem de uygulamalı araştırmalarıyla öne çıkan bir bilim insanımız. Çalışmaları, ilaç geliştirme süreçlerinde yapay zekâ ve sistem biyolojisi temelli yöntemlerin geleceğe yön vereceğini gösteriyor.

Prof. Hasan Türkez, hem akademik çalışmaları hem de kamu kurumlarıyla yürüttüğü görevler sayesinde sağlık politikalarının şekillenmesinde etkin rol oynayan, Türkiye’nin biyoteknoloji ve ilaç geliştirme vizyonunda öncü bir isim.


Konuyu araştırdıkça , çalışma hayatında ülkemizin özellikle savunma sanayi ve otomotivde kat ettiği milli teknolojik atılımların başarısına tanık olan Bülent Bey, bu yepyeni girişime yön veren o soruyu sormuş "Türkiye'nin neden orijinal ve yenilikçi bir ilacı yok? "


Açıkçası sohbetimiz esnasında bu soru beni de şaşırttı. Yüzyıllar önce insanın beden ve ruh sağlığı alanında yaptıkları devrimlerle bugünün tıp dünyasına ışık tutan bilim insanlarına sahip bir geçmişimiz var. Devasa bir ilaç ve ecza sektörümüz var. Nasıl yani bizim orijinal patentli bir ilacımız yok mu?


Yokmuş.


İşte bu andan itibaren olayların nasıl geliştiğini duymak için sabırsızlandım diyebilirim. Ne var, her yer ilaç dolu, dünyanın her yerinden ilaç bulmak mümkün, yerli milli ilacımız da olmayıversin demeyin. Neden mi ?


2025 itibarıyla dünya ilaç endüstrisi yaklaşık 1,8 trilyon dolar büyüklüğe ulaşmış ,10 yıl önce bu rakam 800 Milyon dolarmış. Küresel pazarın %40’tan fazlası Kuzey Amerika tarafından kontrol edilirken, Avrupa ve Asya-Pasifik ise hızla büyüyen diğer bölgeler. 2034 de ilaç endüstrinin büyüklüğünün 3 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor.


Rakamlarla devam edelim. 2013 yılında dünyada ilaca erişebilen toplumlarda bir insanın günlük alınan vitaminler, katkılar hariç, tedavi amaçlı kullandığı günlük ortalama ilaç tüketimi 2,6 adet hapken bu rakam 2024 de 3,4 adete çıkmış.


Bu artışın temel nedenlerine bakarsak, artan nüfus, her geçen yıl artan hastalıklar veya mevcut hastalıkların tedavisinde gün keşfedilen yeni tedaviler ve ilaçların AR-GE çalışmalarının maliyetlerinin düşmesini sayabiliriz.


Ülkemiz, ilaç tüketiminde yıllık 3 milyar kutu ile dünyada ilk 20 de yer alıyor. 100'e yakın dünya ilaç devinin hepsi ülkemizde aktif, bu firmaların ya kendi üretim tesisleri var ya da burada fason üretimleri sürüyor. Ülkemizin 20 ye yakın büyük ilaç şirketi Amerikan FDA standartlarında üretim yapma tecrübesi ve kalitesine sahip. Yerel üretimde jenerik ilaçta dünya çapında yatırımları ile Türkiye aynı zamanda dünya devi ilaç şirketlerinin dünyaya açıldıkları bir HUB rolünü de üstleniyor.


"Türkiye'nin son yıllarda özellikle savunma sanayi ve otomotivdeki yerli ve milli AR-GE atağının bundan sonraki adımı neden ilaç olmasın?" diyerek adım atan Trustlife ın yolculuğuna devam ediyorum.


Türkiye, Avrupa ve diğer dünya ülkeleri ile kıyaslandığında yaş ortalaması ile hala genç ülkeler arasında yer alıyor. 200 ün üzerinde üniversitemiz, tıp fakültelerimiz, eczacılık ve kimya da uzmanlaşmış üniversitelerimiz var. Güçlü bir hastane altyapısı ve hızlı sağlık hizmeti verilen bir ülke olan Türkiye'nin sağlık altyapısında eksik olan parça AR-GE.


Bir tedavinin amacı insan canını korumak ya da yaşam süresini uzatmak. Burada yeni ve yükselen bir kavramı not etmenizi istiyorum, "LONGEVITY"


Longevity, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı, enerjik ve hastalıklardan uzak bir yaşam süresini uzatma bilimi, modern tıpta bu kavram, yaşlanmayı yönetilebilir bir süreç olarak görüyor ve yaşlanmayı “kaçınılmaz bir çöküş” değil, yönetilebilir ve optimize edilebilir bir süreç olarak görüp, biyolojik yaşı gençleştirmeyi hedefliyor. Kısaca amaç, yalnızca 80–90 yıl yaşamak değil; bu yılları enerjik, üretken ve hastalıksız geçirmek. Longevitiy' e döneceğiz.




ree

Sistem biyolojisi vücuda bir bütün olarak bakan sadece belirli bir organı değil, sistemin tamamını görmeyi hedefleyerek "data- veri " toplayan bir sistem. Günümüzde onkoloji alanında kanser tedavisinde hastaya verilecek ilaçların belirlenmesinde hastanın bilgileri ile piyasada bu duruma en iyi cevap verecek kanser ilacının belirlenmesinde sistem biyolojisinden faydalanılıyor. Çok sık duyduğumuz akıllı ilaç da bu sistemin bir ürünü. Akıllı ilaçlar, klasik kemoterapi gibi tüm hücreleri etkileyen değil, kanser hücrelerinin özel genetik ve moleküler özelliklerine odaklanan, tedavide sadece kanser hücrelerini hedef alan ve sağlıklı hücrelere minimum zarar veren “hedefe yönelik tedavi” yönteminin yeni nesil ilaçları. İki tanımı daha not edin Genetik ve Molekül.


Dünyada yayınlanan makalelerle güvenilir ve itibarlı iki bilim insanının bir araya getirdiği ekipler yoğun bir çalışma başlatıyorlar. Avrupa'dan ve Türkiye'den 30bin insandan 1'rer milyar data toplanıyor. 30.000 kişi × 1 milyar veri noktası = 30 trilyon veri noktası. Bu klasik istatistik yöntemleriyle değil, yapay zekâ ve yüksek performanslı süper bilgisayarlar ile işlenebilecek büyüklükte bir veri seti demek.


30 trilyon veri noktasının işlenmesi, İnsan sağlığı, ilaç geliştirme ve sigorta risk yönetiminde devrimsel bir bilgi üretimi, Klasik istatistikten öte, yapay zekâ destekli büyük veri bilimi anlamına geliyor.

Bu verilerin analizi ile her bireyin hastalık riskini ve ilaç yanıtını öngörmek (Kişiselleştirilmiş tıp) Molekül hedeflerini belirlemek, klinik denemeleri optimize ederek ilaç geliştirmek ve toplumsal sağlık alanında büyük popülasyonlarda risk haritaları çıkarmak mümkün.


Trustlife'ın şu anda muazzam bir veri seti ve bu veri setini analiz eden Yapay Zeka mekanizması var. YZ verileri analiz ederek, bir insan vücudunda henüz keşfedilmemiş yolları bulup , moleküler tasarımlar üzerinde çalışıp, patent aldığı başarılı tasarımlarıyla yoluna devam ediyor.


Sohbetimiz esnasında hep aklımda olan "neden bu zamana kadar kendi ilacımız olmamış, hiç denenmemiş mi ?" sorusu hep aklımdaydı. Ülkemizde SGK geri ödemeleri sistem üzerine kurulu sağlık ve ilaç sektörü, ilk önce ithalat olarak başlamış, ardından üretimde bahsettiğim dünya çağındaki konumuna kavuşmuş. Geçmişte veri sağlamak ve piyasa potansiyellerini belirlemek için ayrılması gereken bütçeler son derece yüksek, az miktarda insan datası ve hayvanlarla yapılan çalışmaların çıktılarının insan deneylerine geçişinde yetersiz olması nedeniyle sonuç almak oldukça güçmüş. Günümüzde ise hem Ar-Ge maliyetlerinin daha makul seviyelere gelmesi hem de yapay zeka yardımı ile veri toplama ve analiz süreçlerinin hızlanması Trustlife gibi girişimleri teşvik etmiş.



ree

Trustlife' ın üzerinde çalıştığı 16 hastalığın 11'i, çağımızın illeti kanser ilaçları, diğer 5 i ise yine korkulu rüya Alzheimer, Parkinson, kas erimesi gibi hastalıkların tedavisindeki ilaçlar.


Sevindirici gelişme ise Trustlife ın beş yıldır sürdürdüğü Ar-Ge çalışmaları sonunda şu anda 16 hastalık için geliştirmiş olduğu moleküllerin 5 adedi bunlar Alzheimer, Kas Erimesi, Prostat Kanseri, Karaciğer Kanseri ve Karaciğer Yağlanması - FAZ 1 'e hazır. Bu ne demek derseniz; İlaç geliştirme sürecinde Faz 1, Faz 2 ve Faz 3 klinik araştırmalar, ilacın güvenliğini, etkinliğini ve yan etkilerini kademeli olarak test etmek için yapılan insanlar üzerinde denendiği aşamalar. Faz 1’de güvenlik ve dozaj (küçük grup, sağlıklı gönüllüler 20-100 kişi) Faz 2’de etkinlik ve yan etkiler (orta büyüklükte grup ilgili hastalığa sahip100-300 kişi) Faz 3’te ise geniş hasta gruplarında (100-3000 hasta) etkinlik ve güvenlik doğrulanıyor. Bu aşamalar tamamlandıktan sonra ilaç ruhsat başvurusuna hazır hale geliyor. FAZ 1 insanlı deneylere başlamak bilimsel olduğu kadar finansal da bir eşik aynı zamanda.


Evet, tüm bu çalışmalar insanı heyecanlandırıyor. Günümüzde bilimi ve teknolojiyi üreten ülkelerin geldiği ekonomik refah seviyesi ve insanların yaşam kalitesine doğrudan etkilerine şahit oluyoruz. Dünyanın nüfusu her geçen gün artıyor, hastalıklar değişiyor, bilim insanı yaşatmak için sürekli bir araştırma gayreti içindeyken, yakamızı bırakmayan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların adetleri de her geçen gün artıyor.


Trustlife ve benzer araştırma laboratuvarlarının çalışmaları sayesinde toplanan binlerce verinin analizi sonrası tıp , bir hastalık için kişinin tün genetik özellikleri ve vücudunun yapısıyla uyumlu ve sadece ilgili hastalığa yönlenen "Kişiselleştirilmiş ilaçlar" üretebilir duruma gelecek. Gündelik hayatımızdan bir örnek olarak; çeşit çeşit ağrı kesici var ama birine iyi gelen diğerine iyi gelmiyor ya da etki etmiyor. Ya da çocuğumuz ateşlendiği zaman doktora götürdüğümüzde yaşı ve kilosuna bağlı olarak ilacın dozunu ayarlıyorlar. Bir kanser hastası aldığı bir kemoterapi sonrası ne kadar zor günler yaşıyor, bilenler bilir.


Her birimiz eşsiziz- tekiz ve her birimiz tek başımıza birer mucizeyiz. Kullandığımız bir ilacın, bünyemize uygun dozda, yan etkileri azaltılmış ve her ne rahatsızlığımızla ilgili ihtiyaç duyuyorsak ona göre tasarlandığı bir tedavi bence müthiş ve bu duyduklarıma göre mümkün!


Hasta olabiliriz, her şey insanlar için, hastalandığımızda uygun bir tedavi ve bir an önce iyileşmek için harcadığımızı zaman ve hızla tükenen mali kaynaklar hepimizi kaygılandırır. Son iki yıldır dünyanın karşı karşıya olduğu 4 önemli koruma açığından ( protection gap) bahsediyoruz. Bunların ilki iklim değişikliği, ikincisi de siber riskler. Kalan ikisi ise gitgide uzayan insan ömrünün ya da başka bir deyişle, çalışmadan geçen süresin uzamasının ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinde yarattığı yük ve diğeri de bir taraftan ömür uzarken , yaşla beraber artan ya da sonradan ortaya çıkan hastalıkların yine sosyal güvenlik sistemlerinde yarattığı pahalı maliyetler ve daha da kötüsü ne zaman biteceği belli olmayan ömür boyunca yaşanan bedeni ıstıraplar ve maddi sıkıntılar.


Longevity kavramına geri dönelim. Bilim, insanların sadece uzun yaşamasını değil, bu ömrü sağlık esenlik içinde yaşamasını hedefliyor. Yaşam yolculuğunda bize eşlik eden sağlık sigortaları açısından bakarsak, kronik rahatsızlıkların hasar prim dengesine etkilerinin yönetilebilmesi, daha da önemlisi uzun ve sağlıklı bir insan ömrü sigorta şirketlerinin de masalarındaki gündemin başında yer alıyor. Trustlife ile sigorta sektörünün yolları tam da bu noktada kesişiyor.


Sigorta, riskleri yönetmek ve toplumsal güveni tesis etmek üzerine kurulu bir sistem, Trustlife ilaç ve teknoloji geliştirme süreçlerinde kolektif bilimsel modeliyle öne çıkan bir girişim. Bu iki alanın kesiştiği noktalar, hem sağlık ekosisteminde hem de finansal sürdürülebilirlikte yeni fırsatlar yaratıyor. Bu iki alanın kesişiminde sigorta şirketleri ve sağlık ekosistemi erken teşhis, maliyet avantajı, yeni tedavilere erişim ve risk paylaşımı imkânına kavuşurken, teminat kapsamlarını kişiselleştirme ve toplumsal fayda yolunda önemli bir veriye sahip oluyorlar. Bu sayede sağlanan finansal sürdürülebilirlik ile toplumsal dayanışma birleştiğinde bu bizleri sigorta ekosisteminde güvenin yeniden tanımlandığı yepyeni bir yaklaşıma tanıştırıyor.


Endüstriyel risklerde sigortacılar hasar olduktan sonra yaraları saran değil, hasarın gerçekleşme ihtimalini azaltan kuruma özel risk yönetimi desteği sunan danışman rollerine daha çok ağırlık verdikleri yeni stratejileri benimsediler. Sağlık sigortası alanında önleyici, kapsayıcı yaklaşımlara yapılacak yatırımlar, yazının başlarında paylaştığım ilaç endüstrisinin büyüklüğü ve potansiyeli dikkate alındığında hem sürdürülebilir ve önleyici sigortacılık kimliği, hem de yüksek kazanç potansiyeli olarak sigortacılığın yatırımcı kimliğiyle de oldukça uyumlu görünüyor.


Bülent Denkdemir, Duygu Dağlıkoca
Bülent Denkdemir, Duygu Dağlıkoca

Bugün belki “İlk olmanın zorluğu” nu yaşayan Trustlife, dünya çapında itibarlı iki bilim insanımızın liderliğinde,10'u İngiltere'de yapay zeka çalışmaları yapan, toplam 80 bilim insanı ve araştırmacılarıyla , etik veri kullanımıyla, uluslararası standartlara uyumlu ve kolektif ekip ruhuyla çalışıyor. Bu girişim ülkemizin ilaç Ar-Ge tarihinde bir dönüm noktası niteliğinde, aynı zamanda hem sigorta ve sağlık ekosistemi açısından mucizevi insan vücudunun verisinin toplanıp anlamlandırılması, hem de kişisel sigortalama açısından maliyet avantajı ve yaratacağı toplumsal fayda açısından son derece kıymetli bir girişim.


Faz 1’in ve devamındaki sürecin başarılı şekilde tamamlanmasını, insanı merkeze alan bu girişimin kamu ve özel sektörün desteğiyle büyüyerek Türkiye’nin yerli ilacının şifa arayanlara ulaşmasını ve uluslararası piyasada rolümüzün kendi ilacımızla pekişmesi ve dönüşmesini gönülden diliyorum.



Trustlife'ın bu yolculuğu ülkemize bilimsel itibar, genç araştırmacılara ilham, hastalara umut ve geleceğe güven kazandırsın.


Sağlıkla kalın.




Bağlantılar


Blog Yazıları












Yorumlar


bottom of page