ODADAKİ FİL- TRAFİK SİGORTASI-3
- Zeynep Turker

- 2 gün önce
- 5 dakikada okunur
Yalnızca bir poliçeden bahsettiğimizi mi düşünüyorsunuz?
Trafik Sigortası bir ülkenin risk kültürünü, adalet sisteminin hızını, sağlık altyapısının kapasitesini, ekonomik dayanıklılığını ve teknolojik yetkinliğini aynı anda yansıtır.
Lafı dolandırmadan konuya girelim ve hepimizin yüzleşmek zorunda olduğu kaçınılmaz dönüşümü masaya koyalım.
2025 deki 1,2 Trilyonluk prim üreten sektör trafik sigortasından mı ibaret !
Ne dedik "odadaki fil", gündemi fazlasıyla kaplıyor. Bu durum yalnızca teknik kârlılığı aşındırmakla kalmıyor; sektörün ilerleme hızını ve yaratıcılığını da yavaşlatıyor. Fil sadece yormuyor, odada nefes alacak alan bırakmıyor.
Sigorta ekosistemi doğrudan + dolaylı yüzbinlerce kişiye gelir sağlıyor, Trafik sigortası; sigorta şirketleri, reasürörler ve acentelerle başlayan risk finansmanının, sigortalılar ve üçüncü kişiler üzerinden sağlık sistemi ve onarım zinciriyle kesiştiği; hasar yönetimi, yargı ve kamu otoritelerine uzanan çok katmanlı bir ekosistemin merkezinde duruyor.
Yani bir poliçe, aslında bir kişinin değil, bir zincirin geçim kaynağı.

Hasar masasının hep kaybedeni
Trafik sigortası oyunun kurallarının şirket tarafından yazılmadığı nadir alanlardan biri.
Sigorta şirketlerinin yaşadığı para, sorumluluk ve kamuoyu baskısına, zaman, belirsizlik ve duygusal baskıyı da eklemeliyiz. Limitler belli, bu tutarların üzerine eksper, bilirkişi masrafları eklenince sigorta şirketlerinin maliyetleri burada görünenden fazlası.
Onarım, parça, eksper raporu gibi başlıklar “teknik” göründüğü için yönetilebilir sanılsa da servis tercihleri, parça tedariki, işçilik süreleri ve değer kaybı hesapları şirketlerin doğrudan kontrolünde değil. Şirketler onarım tutarını belirleyen değil, karşılayan taraftalar. Dosya uzadıkça faiz, enflasyon, yargılama giderleri ve rezerv maliyeti artıyor. Üstelik benzer dosyalar farklı mahkemelerde tamamen farklı sonuçlanabiliyor; bu da hukuki belirsizliği derinleştiriyor.
Peki şirketler ne yapıyor? “Zarar Yönetimi"
Trafik sigortasında şirketlerin asıl mücadelesi prim rekabetinde değil, hasarı yönetebilmekte yaşanıyor. Zararı yönetirken başlıca sorunlar, çoğu zaman aynı anda ve birbirini besleyerek ortaya çıkıyor.
Maddi hasarlarda değer kaybı, pert ve onarım dosyalarında servis–parça fiyatlarının kontrol edilememesi, eksper raporları ile fiili talepler arasındaki farklar ve sık değişen uygulamalar maliyet disiplinini zorluyor. Buna sahte yaralanmalar, organize değer kaybı talepleri ve yönlendirilmiş servis zincirleri gibi sürekli tetikte olmayı gerektiren bir suistimal riski ekleniyor. Regülasyon baskısı ve kamuoyu algısı ise teknik olarak haklı bir hasar reddini bile itibara dönük bir risk haline getiriyor. Bedeni zararlarda kararlar sınırlı ve yargıya bağlıyken, maddi hasarda yapılan tek bir yüksek ödeme hızla emsal oluyor ve piyasada çarpan etkisi yaratıyor (asimetrik risk).
Özetle trafik sigortasında “zarar”, tek başına bir hasar dosyası değil; hukuk, finans, iletişim ve risk yönetiminin aynı anda yürütüldüğü stresli bir alandır.
Rakamlar ne diyor ?Hasarlar ne diyor?
2025 sonu itibariyle Zorunlu trafik sigortası 257 milyar TL primle kara araçları sorumluluk üretiminin ana omurgasını oluşturuyor ve bu üretimin yaklaşık %80’i acenteler üzerinden yapılıyor. Hayat dışı toplam prim 1 trilyon TL seviyesinde; acente kanalının payı %60. Acenteler aracılığıyla yapılan hayat dışı üretimde zorunlu trafik %41 payla ilk sırada, kasko %23 ile ikinci sırada. Toplamda iki ürün, portföyün %64’ünü oluşturuyor.
Ancak hasar tarafı tabloyu bozuyor. 2025 üçüncü çeyrek itibarıyla trafik branşında 169 milyar TL prime karşılık 224 milyar TL’yi aşan hasar yükü oluşmuş durumda. Hasar/prim oranı %130’un üzerinde. Bu yükün büyük kısmı muallak ve devreden karşılıklardan geliyor; karşılıkların yaklaşık %70’i bedensel hasarlara ait.
Bu ortamda kârlılığı korumak neredeyse imkânsız. Prim artışları hasar enflasyonunu yakalayamıyor; hasar yükü, primlerin geride kaldığını açıkça gösteriyor. Asgari ücret, döviz ve parça fiyatları, genel enflasyon, bedeni zarar karşılıkları ve IBNR derken; acente komisyonu, vergi, SGK ve güvence hesabı payları ile idari giderler düşüldüğünde tüm yük, sigortacının üzerinde kalıyor. Bu çok başlı ekosistemde herkes dosyadan pay alırken, tek gerçek ödeyici sigorta şirketi.
Sonuçta trafik sigortası, sosyal bir ürün gibi davranılıp ticari bir ürün gibi fiyatlanan bir yapıya dönüşmüş durumda. Bu çelişki yalnızca sektörü değil, sistemi de zorluyor; sahadaki gerilim arttıkça şirketlerin iştahı doğal olarak azalıyor.
Zarar nedeniyle sürekli savunmada kalan sektörün , kota–limit–bölge–araç tipi filtreleri koyarak, kredi kartı ile ödemeleri didikleyerek , poliçe adedini belirli bir seviyede tutmak için çeşitli yöntemlerle kaçındığı günümüzde acentelerde “teklif bulamıyorum” şikayetleri yükseliyor. Şirketler zarar nedeniyle kaçınmaya çalışırken, otorite kaçınmayı sınırlamaya çalışıyor ve acenteler sistemde sıkışıyor.

Acentenin “Teklif Bulamıyorum” İsyanı Ve Düşük Komisyon Şikayeti
Evet trafik sigortasında acenteler yapısal sorunlar yaşıyor. Ancak bu durum bence her isyanı haklı kılmıyor.
Genellikle etrafından dolaşılan, yapısal sorunları ve komisyon oranlarının gürültü patırtısında dile getirilmeyen gerçek şu: Trafik sigortasına aşırı bağımlılık acenteleri savunmasız bırakıyor. “Sadece yada neredeyse sadece trafik” yapan acenteler aslında kendi iş modellerini daraltıyorlar. Riski tamamen şirkete ve regülasyona yüklüyor, sonra da kontrol edemedikleri bu alandaki her hareketten ötürü mağduriyet yaşıyorlar.
Günümüzde birçok acente, trafik sigortasını tek başına bir gelir kalemi olarak görüp “trafik satayım–dosya açılsın–komisyon az” döngüsüne sıkışmış durumda ve hâlâ fiyat rekabetiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Oysa oyunun kuralları değişti. Sadece trafik satıp sistemden şikâyet etmek sürdürülebilir değil; kalıcı olan, trafikten değer üretmek. Zorunlu trafik sigortası doğru okunduğunda güven inşa eden, portföyü büyüten ve işi bir üst lige taşıyan bir kapı. Bu kapıyı yalnızca fiyatla zorlayanlar giderek dışarıda kalırken, değeri yönetenler oyunda kalacak.
Değişimin yarattığı kaygıyı görmezden gelmek mümkün değil; alışılmış iş yapış biçimlerinin çözülmesi belirsizlik ve gelir endişesi yaratıyor, bu çok insani. Ancak bugün direnmek acenteyi korumuyor, aksine daha da sıkıştırıyor. Müşteri beklentileri, teknoloji ve iş modelleri değişirken, bu dönüşümü bir tehdit değil fırsat olarak okuyabilmek için acentelerin yeni role hazırlanması ve bu geçişte desteklenmesi gerekiyor.
"Plaka devri kapanıyor, "kişisel risk skoru" devri
SEDDK hasarsızlık indirimlerine dair yayınladığı basın duyurusunda sürücü bazlı trafik sigortasına dair haberleri doğruyu yansıtmadığını ancak trafik sigortasında iyi sürücü ile riskli sürücü ayrımını daha belirgin ve adil bir şekilde ortaya koyan bir sistemin hayata geçirilmesi amacıyla, sigorta poliçelerinin işletenden bağımsız olarak sürücü temelli düzenlenebilmesine yönelik alternatif model çalışmaları ilgili paydaşlarla birlikte titizlikle sürdürüldüğünü belirtti. Bence bu açıklama, sahiplikten kullanıma kayan "yeni mobilite" ile, trafik sigortasının "araca özel ve yıllık" bir kalıp olmaktan çıkıp "kişiye özel ve dinamik" bir yapıya dönüşümünün sigorta tarafındaki karşılığı.
Artık paylaşımlı kullanım var, kiralamalar arttı, uygulamada buluşuyorsunuz, tek araç kiralayıp dönüşümlü kullanarak gideceğiniz yere gidiyorsunuz . Sürücünün sadece aracı kullandığı süre kadar prim ödediği mikro-poliçeler, sürüş davranışını anlık takip eden çözümler ve hasarı saniyeler içinde analiz eden yapay zeka sistemleri sizce uzak mı?
Acenteler İçin Kritik Soru:
"Müşterim, araba paylaşım uygulamasından saatlik araç kiralarken sigortasını oradan alıyorsa, ben bu zincirin neresindeyim?"
Teknolojik dönüşüm, ekosistemdeki tek baskı altındaki paydaşı acente değil. Sigorta şirketleri, eksperler, servisler, çağrı merkezleri ve hatta düzenleyici yapılar bile hız, veri ve otomasyon baskısıyla yeniden konumlanmak zorunda. Ancak acenteyi daha kırılgan kılan, dönüşümün tam merkezinde yer alması
Gençler sigortayı bir ilişki değil, bir deneyim olarak görüyor. Onların gözünde araya giren her adım sürtünme, her sürtünme kötü deneyim. Bu kişisel bir eleştiri değil, algısal bir sonuç.
Bu kadar veri, bu kadar teknoloji ve bu kadar açık ihtiyaç ve beklenti varken hâlâ aynı kısır döngüyü tartışıyorsak, sorun trafik sigortasında değil, bakış açımızdadır.
Bugün hâlâ herkes birbirinden adım bekliyor:
Şirket regülatörden, acente şirketten, regülatör sektörden…
Dönüşüm, birinin “ilk kaybı göze almasıyla” başlar, arkası beklemeden gelir.
Herkese kolaylıklar
Odadaki Fil Serisi







Yorumlar