CİLALI BOŞ DEVRİ BİTTİ
- Zeynep Turker

- 5 gün önce
- 5 dakikada okunur
Günümüzde benzer eğitim geçmişleriyle dolu CV havuzunda farklılaşmak neredeyse imkânsız.

CV’niz bir hikaye anlatmalı.
Kariyerin gerçek sermayesi artık "Yara İzleri" ve "Katedilen Mesafe".
Günümüzün “Beyaz yaka” çalışma modeli, 20. yüzyılın endüstriyel düzenine göre tasarlanmış ama artık kolonları sallanmaya başlamış bir model. Beyaz Yaka kavramı tamamen ortadan kalkmayacak belki ama kesinlikle dönüşecek.
Eskiden, masasının üzerinde sürekli makbuzlar, sol tarafta bir Facit (Bilmeyen araştırsın), o gün giydiği bembeyaz gömleğinin kolları kirlenmesin diye siyah kollukları takmış, sürekli hesap kitap ve kayıt yapan bir muhasebeci, bankacı prototipi vardı. O zamanlar işler elle yapılır, defalarca kontrol edilir, makbuzlar faturalar arşivlenir saklanırdı. Çünkü bu işlemlerin sonrasında da vergi hesaplamaları başlardı. Artık tutar mutabakatı yapıldıktan sonra sisteme giriliyor, e- fatura düzenleniyor, karşı taraf kabul ederse kesinleştiriliyor ve artık bu veri, ilintili diğer sistemler tarafından da görülüp işleniyor. Ön muhasebe artık sadece ekrana veri girişi. O da veri başka bir sistemden otomatikman gelmiyorsa.
Gelecekte beyaz yaka “masa başı çalışanlar” değil, karar verebilen, yorum yapabilen, ilişki yönetebilen, risk okuyabilen, strateji kurabilen, yaratıcılık ve sezgi kullanabilen insan yani katma değer üreten profesyoneller olacak.
Kritik dönüşüm ise “İşi AI yapar, kararı insan verir.” dönüşümü olacak.
Kolluklu muhasebeci sadece bir örnek. Yapay zeka ve otomasyon “tekrarlı, prosedürel, raporlama ağırlıklı” işleri saniyeler içinde ve hatasız yapıyor. Bu yüzden veri girişi, rapor hazırlama, kontrol listesi işleri, basit analizler ve operasyonel takip gibi görevler artık beyaz yakanın değil, sistemlerin işi. Peki iş hayatlarının başında gençlerin tabiri yerindeyse piştiği bu işler yapay zeka ve sistemlere devrolduysa, geleceğin beyaz yakalıları nasıl öğrenecek, nasıl yetişecek?

Kimse 100 Metreyi 9,58 Saniyede Koşarak Başlamıyor (*)
Yataktan kalkıp 100 metreyi 9,58 saniyede koşamayız. Bunun için her gün antrenman yapmak, kasları eğitmek, vücudu o hıza hazırlamak ve odaklanmak gerekir.
İş hayatı da böyleydi. Eskiden gençler ilk basamaklarda küçük işleri yaparak kas geliştirirdi. Artık bir tarafta tamamen otomatikleşmiş işler, diğer tarafta ise karar vermeyi, inisiyatif almayı, risk yönetmeyi gerektiren o işin "özü (core)" var. Peki ilk basamakları hiç deneyimlememiş, ama kendisinden sonuç beklenen gençler gerçek işi nasıl yapacak, mutfağı nasıl öğrenecek? Temel prensiplerin bizzat uygulamalı eğitimiyle.
Usta-Çırak ilişkisi artık çok daha önemli hale geldi. Bu da birebir çalışmak demek; bu sayede sadece bir işi bitirmeyi değil, o işin geleceğini kurgulama potansiyelini de kazanacaklar. Mutfağı öğrenme yolu artık :
• İşin mantığını çözmek ve doğru soruları sorarak bağlamı anlamak
• Küçük ama gerçek projeler yaparken ustaları gözlemlemek
• Bir alanda derinleşmek
• Yapay zekayla birlikte çalışmayı öğrenmek
Elbette hata yapacaklar ve o hataları düzeltmek için emek harcanacak. Ve en kritik soru:
"Bu hatalar bir öğrenmeye dönüşecek mi, yoksa o genç “onunla olmuyor” diye kenara mı itilecek?"
Eğitim sistemi mi dersiniz, alışkanlıklar mı, değişime uyum sağlayamayanlar mı dersiniz maalesef sabır çok az. Herkes dikensiz gül bahçesi istiyor. Bu yüzden bence yöneticilerin rolü eskisinden de kritik, gençleri yetiştirmek bir lütuf değil, bir zorunluluk. Ve yöneticilerin rolü Göster – Denetle – Destekle.
Bugünün iş dünyasında kaslarını geliştirecekleri mikro görevler, konforlu bir risk alma ve hata yapma alanı sağlamak, işi yaparken bir gölge ya da uydu gibi yanlarında yer vererek (toplantılara, etkinliklere götürme, soru veya şikayeti beraber yanıtlama) izleyerek öğrenmelerini sağlamak ve gençlerin öğrenme eğrisini izleyerek, gelişim alanlarını netleştirip, potansiyeli doğru yere yönlendirmek gerekiyor.
Bu yaklaşım, gençlere sadece “iş bilen” değil, geleceği yöneten profesyoneller olmanın yolunu açıyor. Her şeyi bilmek zorunda değiller ama bir konuda "derinleşmek, örnek üretmek ve bir içgörü yaratmak" mutfakta ve klonlarla dolu cv havuzunda kişiyi görünür kılar.
Kurumların seçim kriterleri değişti. Artık fark kağıt üzerinde değil; hikâyede, izde, mücadelede.
Bugünün iş hayatı, gençlerden kusursuzluk değil "gerçek bir gelişim hikâyesi" bekliyor. Kusursuz CV bir "kırılganlık potansiyeli"olarak görünürken aranan kusur "üretken başarısızlık". Batmış bir girişim, bir işten çıkarılma hikayesi ya da risk alıp çuvallanan bir durumun bıraktığı "yara izleri", eskiden olduğu gibi önyargılarla değil, aynı zamanda müstakbel adayın kaostan nasıl sağ çıktığının hikayesi olarak dinleniyor. "O kaos sayesinde daha da güçlenmiş mi, ne ders çıkarmış, tavrı nasıl? Artık CV'nin parlaklığı ile değil, o parlaklığın altında ne kadar dayanıklı bir cevher olduğuyla ilgileniliyor.
Diploma değil, “nereden nereye geldiği” konuşuluyor.
Hazır bilgi değil, "öğrenme kapasitesi yani potansiyeli değerli.
Hata yapmamak değil, "hata sonrası toparlanma hızı" önemli.
Kusursuz CV mi İvme mi ? "Distance Travelled" perspektifi: İşe alımda odak adayın bulunduğu konumdan çok, oraya hangi mesafeyi kat ederek geldiğine kayıyor. Yalnızca mevcut yetkinlikler değil, adayın gelişme kapasitesi ve dayanıklılığı da değerli.
Mutfakta Pişme: Yapay zeka işleri hızlandırmış ve insanların elinden almış olsa da "mutfak tecrübesi" taklit edilemiyor. İşte burada cevher öne çıkıyor, ne izlemiş, ne öğrenmiş, kimden öğrenmiş, nerede derinleşmiş, nerede duvara çarpmış, nasıl ayağa kalkmış, nerde gelişmesi gerekiyor? Hikayesi ne kadar derin ve gerçek?

Dijital Kimlik: Bugün sosyal medya dijital ayak izi ve karakterin en şeffaf aynası. Artık sadece LinkedIn’deki "vitrine" bakılmıyor; dijital dünyadaki duruş, üslup ve etik pusula da mercek altında. Dijital kimliğini profesyonel bir değer olarak yönetemeyen, kriz anında kendi imajını koruyamayan birinin, şirket varlıklarını koruması beklenemez. Paylaşılan bir fikir, bin sayfalık bir CV'den daha ikna edici olabilir. Dijital ayak izi, CV'yi ya yukarı çeken bir kaldıraç ya da onu aşağı çeken bir yük (ya da eskilerin deyimiyle sizi rezil de der, vezir de).
Rekabet : Düz yolda herkes hızlıdır. Ancak geleceğin iş dünyası fırtınalı ve bol virajlı. "Cilalı boş" adaylar bu virajda savrulurken ipi göğüsleyenler düştüğü yerden kalkmayı bilen, mutfağın tozunu tanıyan, ilgi duyduğu alanda derinleşen ve karakterini bir değer olarak sunabilenler olacak.
Tecrübe: Tek başına bir işi yapmaktan ibaret değil elbette, iş tecrübesi bir görevi yerine getirmekten çok daha geniş bir alanı kapsayan, insanı dönüştüren bir yaşam okulu aynı zamanda ve kariyer yolculuğunda aşılan o zorluklar aslında kişinin en büyük entellektüel varlığı bana göre.
İş hayatı insana sadece “nasıl çalışılacağını” değil, nasıl durulacağını, nasıl konuşulacağını, nasıl temsil edeceğini de öğretiyor. Toplantıda nasıl oturulur, bir şikayete nasıl cevap verilir, bir kriz anında nasıl davranılır… Bunların hepsi zamanla kazanılan davranış kodları.
Kariyer basamakları da öyle: Sadece performansla değil, duruşla, iletişimle, ilişki yönetimiyle çıkılıyor. Şirketlerin sunduğu eğitimler, mentorluklar, geri bildirimler derken insan fark etmeden başka bir versiyonuna dönüşüyor.
Bir de işin hayat tarafı var tabi. Yeni bir sosyal çevreye giriyorsun. Kendi paranı kazanmaya başlıyorsun. Harcamayı, idare etmeyi, öncelik koymayı, birikim yapmayı öğreniyorsun.
Bunların hepsi “tecrübe” dediğimiz bütünün parçaları.
Sonuçta iş hayatı, sadece mesleki becerilerin değil; kişisel olgunluğun, sosyal zekânın ve hayata karşı duruşun yoğrulduğu bir alan. İnsanı işte büyüten şey, yaptığı işten çok, o işle birlikte biriktirdiği tüm bu görünmez kazanımlar.
Bana hikayeni anlat
X ve Y kuşağı mücadele ederek büyüdü; bugünün gençleri ise dijital konforun içinde “steril” bir dünyada… Peki onların hikâyesi ne olacak?
Biz X’ler ve Y’ler, bir şeylere sahip olmak için fiziksel, sosyal, ekonomik ne kadar bariyer varsa tek tek aşarak geldik. Bugünün gençleri ise bambaşka bir gerçekliğin içinde büyüyor: Dijital konfor, hazır bilgi, risksiz alanlar, steril sosyal çevreler.
Bu şaşırtıcı bir durum değil. Bir anne olarak ben de çocuğumun en iyi koşullarda yaşamasını isterim. Büyük şehirde güvende olacağı ortamlara girmesini, kendine katkı sağlayacak arkadaşlıklar kurmasını, ileride kendi ayakları üzerinde durabilmesi için elimden gelen her desteği vermeyi isterim. Bizim ailelerimiz de aynısını yaptı; sadece zamanın ruhu farklıydı.
Bizim mücadelemiz başka bir mücadeleydi. Onlarınki ise henüz şekilleniyor.
Bizim kuşağın en büyük mirası, çocuklarına daha iyi standartlar ve daha iyi bir dünya bırakma çabasıydı. Ve dürüst olayım: Biz X’ler yorulduk. Çoğumuz 50 yaş sendromunun da katkısıyla hayatı yeniden tartıyoruz. “Ben ne yaptım, neyi doğru yaptım, bundan sonrası nasıl olacak? Hayat hep böyle mi geçecek” diye içten içe hesaplaşıyoruz.
Çocuklarımızın hikâyesi ne olacak?
Onlar bizim gibi sokakta büyümedi, bizim gibi düşe kalka öğrenmedi, bizim gibi kıtlık psikolojisiyle yetişmedi. Ama bu, onların hikâyesiz kalacağı anlamına gelmiyor.

Sadece "farklı bir hikâye" yazacaklar.
Bizim hikâyemiz “yapmak zorundaydım”dı. Onlarınki “hangi amaç için yapayım?” sorusuyla başlıyor.
Bizim mücadelemiz hayatta kalmak ve yol açmaktı. Onların mücadelesi bu konforun içinde kendi özgün yollarını bulmak, anlam bulmak, kimlik inşa etmek, kalabalık içinde kendini duyurmak olacak.
Hikâye değişiyor, ama bitmiyor.
Her kuşak kendi sınavını veriyor.
Biz verdik, büyüdük, yorulduk.
Şimdi sıra onlarda.
Herkese iyi pazarlar
#kariyer #hikaye #yilmazlik #deneyim #mentor #mucadele #nesiller #genZ #mutfak #ustacirsk #derinlesme #farklilasma #ishayati #rekabet #IK #isealim #kriter #beyazyaka #whitecollar #yapayzeka #AI #pazar
(*) En güncel erkekler 100 metre dünya rekoru: 9.58 saniye – Usain Bolt (Jamaika)
Tarih: 16 Ağustos 2009
Yer: Berlin Dünya Atletizm Şampiyonası. Bu rekor hâlâ kırılmadı ve resmî olarak geçerliliğini koruyor.
Blog Yazıları









Yorumlar