BİZ BU SAÇLARI DEĞİRMENDE AĞARTMADIK
- Zeynep Turker

- 3 gün önce
- 5 dakikada okunur

Bazen bir cümle gelir, mesleğin tamamını özetler.
Hani derler ya:
“Sormaz ki bilsin; sorsa bilirdi.
Bilmez ki sorsun; bilse sorardı.” Sadi Şirazi
İşte bu söz, sigortacılığın bence mottosu olabilir. Çünkü sigortacılıkta asıl mesele bilmek değil, bilmediğini fark etmek.
Merak ve Bedel Arasındaki Köprü
Bilginin iki farklı aşaması var. Birincisi bilginin kaynağına ulaşmak için gereken o ilk kıvılcım Yani "Soru, Merak, İdrak, Farkındalık, Bilinç"
Soru sormak, aslında kişinin bilmediğini kabul ettiği mütevazı "an"dır.
Herkes her şeyi biliyor, kimse sormuyor
Bazen bir toplantıda odadaki herkes her şeyi biliyormuş gibi görünür. Başlar sallanır, notlar alınır, kimse itiraz etmez. Aslında sadece itiraz değil, soru da yoktur. Çünkü soru sormak, akışı yavaşlatır; bazen de rahatsız eder. “Sonra bakarız” denir, “zaten standart” denir, “biz hep böyle yapıyoruz” denir. O an kimse yanlış bir şey yaptığını düşünmez hatta her şeyin yolunda olduğu sanılır. Sigortaya gelince asıl mesele, her şey yolundayken bir gün bir hasar dosyası olarak masaya gelene kadar sesi çıkmayan, fark edilmeyen küçük boşluklardır. O gün geldiğinde, masadaki sessizliğin bu yazıyı okuyan çoğu kişiye çok tanıdık geleceğinden eminim. Herkes birbirine bakar, bazen tansiyon artar, kimse sesini yükseltmez belki ama herkesin kafasında şu geçer "Bu soru sorulabilirdi"
Risk farkındalığı olmayan biri genellikle sormaz. Çünkü böyle bir tehdidin kendi dünyasında yeri yoktur. Soru yoksa risk vardır. Soru yoksa istisna vardır. Soru yoksa poliçenin bir yerinde sessiz bir “ama” saklanıyordur. Ve o “ama” genelde hasar anında ortaya çıkar.
Bildiğini Sananlar Kulübü
Bir de şu meşhur cümleler var:
“Buna gerek var mı?”
“Bugüne kadar bir şey olmadı.”
“Bu teminat biraz abartı değil mi?”
Bildiğini sanan sigortalı muhtemelen yönetimi en zor olan profil. "Bilmez ki sorsun" aşamasında bile olmayan; o boşluğu yanlış veya eksik bilgiyle doldurmuş ve soru sorma ihtiyacını tamamen rafa kaldırmış, konuşturmayan, sormayan profil. Önce yanlış bildiklerini "unutturmanız", sonra doğrusunu anlatmanız gerekir. Bu da ciddi bir zaman ve enerji kaybı
(tanıdık geldi mi?)
Bildiğini sananlar ; bazı hasarları tecrübe etmişlerdir, geçen birkaç “hasarsız yılın” yarattığı bir rahatlık, konfor içindedirler ve o konfor soruları azaltır. Soru sormak iş hayatının en "cısss" eylemlerinden , en zor söylenen cümlelerden biri.
En sık duyulanı sanki risk geçmişe bakıp karar veriyormuş gibi söylenen “Bugüne kadar bir şey olmadı” cümlesidir. Küçük detaylar “sonra bakarız”a bırakılır, istisnalar göz ucuyla geçilir, teminatlar maliyetlerin gölgesinde kalır.
Oysa sigorta tam da bugüne kadar olmayanlar için vardır. Ve gün gelir, herkesin bildiğini sandığı o düzen, tek bir olayla bozulur. Ve sonra masaya aynı soru düşer:
“Bunu neden kimse söylemedi?”
Aslında söylenmiştir. Ama soru sorulmamıştır.
Bildiğini sanmak, sigortada pahalı bir alışkanlıktır. Faturası çok ağır olabilir.
Bilginin ikinci aşaması ise; o bilginin teoriden çıkıp genellikle de hasar vererek pratiğe dönmesi, değirmendeki gibi ezilerek kalıcı hale gelmesidir. Ağaran saçlar bilginin bir "bedeli" olduğunu anlatır. O bilgi kişinin bizzat elinde tuttuğu hazinedir. Deneyimlemiş kişi artık o soruyu sormasına gerek kalmayan, cevabı bizzat yaşamış olandır.
Biz Bu Saçları Değirmende Ağartmadık
Bu cümle kibir gibi anlaşılmasın,
"Biz bu saçları değirmende ağartmadık” cümlesi çoğu zaman üstten üstten söylenen , sert bir söz algılanıyor. Bana göre bu söz, bilgiyi ezberden değil; tecrübenin içinden süzenlerin cümlesi. İçinde yıllar yıllar boyunca sadece neyin doğru olduğunu değil, neyin neden yanlış sonuç verdiğini de görmüş olmanın verdiği bir sakinlik, eminlik ve yaşanmışlık taşıyor.
Aynı hatanın farklı dosyalarda, farklı sektörlerde, farklı zamanlarda nasıl tekrar ettiğini gördükleri için çözümü çoğu zaman baştan bildiği halde, bunu dayatmadan kararı başkasının yerine almak değil, o karara yaklaşırken görünmeyenleri görünür kılmaya çalışan bir yaklaşım bu. Bu sözü diyenler kitaptan konuşmazlar, olanı bir hasarda görmüş, bir dosyada yaşamış ve istisnasız ‘keşke’ ile başlayan bir cümlede duymuştur. Hem de pek çok defa. O yüzden böyle söyleyenler büyük resme bakan, ortalığı telaşa vermeyen, bağlantıları kurarak riskin yalnızca bugünü değil yarını nasıl etkileyebileceğini düşünen zihinleri temsil ediyor.
Danışmanlık dediğimiz şey de bence tam olarak budur. "İstisnalar" maddesinin tek bir virgülü için sigorta şirketiyle hukuk mücadelesi vermektir. O saçlar hızlı kararlarla değil; durarak, sorarak, dinleyerek, görerek, düşerek ve tekrar ayaklanarak ağarmıştır.
Bilmediğini Bilenler (İdrak)
Gerçekten tecrübeli insanların cümleleri ve yaklaşımları daha sade ve odaklı oluyor. Kararsızlık, özgüven eksikliği ya da korkuymuş gibi algılanabilecek soruları gerçekten tecrübeli insanların ağzından duyduğunuzda tonunu fark edersiniz. “Burada duralım.”, “Bunu bir daha düşünelim.” “Bu riski küçümsemeyelim.”
Çünkü bilmediği konularda ihtiyatlı davrananlar sorulmayan her sorunun, önemsenmeyen bir istisnanın ileride bir kriz yaratabileceği ihtimalinin farkındadır ve “bir şey olmaz” aymazlığına kendilerini bırakmazlar.
Bilmediğini bilmek, bir zayıflık değil. Bence öğrenme tam da bu belirsizlik anında başlıyor. Elbette tereddütlerimiz olabilir ama abartısız merak öğrenmenin ilk yakıtı.
Sormaktan çekinmemek ve danışmak, bilenleri yanında tutarak, başkalarının soruları ve bakış açılarıyla kendileri geliştirmek iş hayatında nadir rastlanan ama çok kıymetli bir özellik.
Elbette bunun tersi de var. Her “bir bakalım” , her “emin olmayabilirim” farkındalıktan kaynaklanmıyor. Bazen de bu cümleler, sorumluluk almaktan kaçmanın, hata yapma korkusunu başkalarının önüne koymanın kibar bir yolu olabiliyor. İyi işlerin, doğru yapıların ve cesur ama hesaplı adımların önüne en çok da bu görünmez korkular çıkar. Bu noktada sezgi devreye girer: "Öğrenmek isteyen insan sorunun peşini bırakmaz, cevap bulana kadar ilerler. Korkan insan ise soruyu çoğaltır ama çözümle ilgilenmez" Bu yüzden gerçek ihtiyatla sahte olanı ayırt edebilmek önemlidir.
Sigorta ve risk yönetiminde ilerleme de tam burada olur: Soru sormaya açık, kararı başkasına bırakmak için değil, kararın altını sağlamlaştırmak cevabı tek başına sahiplenmeyen, birlikte düşünmeye yer açan bu sakin cesarette. Karmaşık risklerde tek bir akıl yetmez; farklı bakış açıları çözümü zayıflatmaz, aksine güçlendirir.
O yüzden altını çizeyim:
En iyi sigortalı, soru soran sigortalıdır.
Çünkü kaçak oynayan ya da erteleyen değildir. Aceleyle yanlış bir yere varmaktansa , yavaş da olsa doğru yere gitmeyi tercih edendir, "değer" odaklıdır.
Soran sigortalı, cevabı aldığında size bir uzman olarak güvenmeye başlar. Aldığı cevabın kalitesine göre sizinle uzun vadeli bir ortaklık kurar.
Neyi bildiğimiz değil, neyi bilmediğimizi fark edip sormaya cesaret etmek önemlidir.
Sormayan öğrenmez.
Öğrenmeyen hazırlanamaz.
Hazırlanmayan bedel öder.
Sigorta Sadece Teknik Değil, Farkındalık İşidir
Evet, sigorta teknik bir alan, ama esas olarak bir farkındalık mesleği.
Her sektörün kendine has "bilinmezleri" var, Bir kurumun en büyük varlığı binaları, makineleri ya da nakit varlığı değildir; o kurumun en büyük varlığı "Sürdürülebilirlik İradesi" dir. İşte bu iradenin en kritik savunma hatlarından biri olan sigorta yönetimi, sadece bir "poliçe satın alma" ve sonrasındaki işlemler değil, bir "Risk Mühendisliği" ve "Finansal Mimari" işidir.
Yazılarımda hep vurguladığım gibi sigorta yönetimi, salt operasyonel süreç değil; teknik liyakat ve geçmiş veri tecrübesiyle şekillenen stratejik bir risk transferi.
Kurumsal yapılarda en sık karşılaşılan hata, sigortanın dinamiklerine vakıf olmayan bir anlayışın birkaç başarılı operasyonu 'süreç hakimiyeti' ile karıştırarak, teknik uzmanlık gerektiren alanların 'operasyonel çeviklik' ile yönetilebileceği yanılgısı. Örneğin iyi prim pazarlığı, vade kaçırmadan yenileme, pürüzsüz bir prim mutabakatı ya da poliçenin ihtiyaç anında şak diye dosyadan çıkması operasyonel başarılardır. Bunlar elbette sürecin önemli bir parçasıdır ama tek başına yeterli olmadığı gibi , "her şey yolunda" izlenimi yaratarak kurumun maruz kalabileceği görünmez riskleri daha da derinleştirebilir.
Sigorta süreçlerinde teknik derinliğe sahip olmadan atılan adımlar, kısa vadede çözüm gibi görünse de uzun vadede kurumun risk ve sigorta devrini yanlış yönetmesine neden olur. Operasyonu "kıvırmak" yetmez, bir yanlış kurgu, kurumun itibarını sarsabilir. (Bugün dünya genelinde "Yönetici Sorumluluk Sigortaları" (D&O) boşuna bu kadar önemli hale gelmedi)
Tecrübeyle desteklenmemiş her çözüm, sigorta gibi teknik bir alanı 'bilmediğini bilmeyen" birine teslim etmek, kurumları birkaç yüzeysel işlemi işin bütünü sanma yanılgısına düşürerek gelecekte karşılarına çıkacak bir teminat açığı yaratabilir. Zira sigortada asıl marifet, hasar ödetmek değil; hasar ödenmeyecek o boşluğu henüz imza aşamasında kapatmaktır.
Bilmek, Şirazi’nin dediği gibi "doğru soruyu sormakla" başlar, Anadolu irfanındaki gibi "o bilginin çilesini çekip saç ağartmakla" kemale erer. Sormayanın bilgisizliği bir döngüdür, bildiğini sananın tecrübesi ise yanılsamadır. İstenmeyen o zor an gelip çattığında, yanınızda "neden?" diyecek birini değil, "nasıl düzeltebiliriz?" diyecek birini ararız.
Biz bu saçları değirmende ağartmadık.
Saçlarımızdaki beyazlar vaktiyle "biliyorum" dediğimiz yerden aldığımız yaraların, "hallederiz" dediklerimizin yüzümüze tokat gibi çarpıp bıraktığı izler.
Herkese keyifli pazarlar
#deneyim #hayat #bilgi #bilgiguctur #yasanmislik #motto #bilinc #farkindalik #cehalet #yanilgi #pazar
Blog Yazıları








Yorumlar