BİZ İNSANLAR NAPIYORUZ? WEF 2026 Küresel Risk Raporu
- Zeynep Turker

- 8 saat önce
- 7 dakikada okunur

"Üç yıl önce yayımlanan Küresel Riskler Raporu’nun 18. edisyonu, farklı alanlardan risklerin aynı anda ortaya çıkmasıyla oluşabilecek bir “çoklu kriz” (polycrisis) ihtimalini ele almıştı. Bugün; kinetik savaşların yol açtığı sarsıntılara, ekonomik araçların stratejik üstünlük sağlamak amacıyla silah gibi kullanılmasına ve toplumlar genelinde artan parçalanmaya tanıklık ediyoruz.
Ve bu “burada ve şimdi” riskler yaşanırken; teknolojik hızlanmadan çevresel bozulmaya kadar uzanan daha uzun vadeli zorluklar da sistemler genelinde zincirleme etkiler yaratmaya devam ediyor.”
Bu paragraf WEF 2026 Küresel Riskler Raporu önsözünden.
2026 yılına ilişkin küresel risk görünümünün belirleyici teması “Belirsizlik”
2025 tarihli 20. baskıda dünya “polycrisis” yani çoklu krizlerle karşı karşıya olsa da, bu risklerin ağır ama yönetilebilir olduğu varsayılıyordu; küresel işbirliği zayıflamıştı ancak hâlâ mümkün görülüyordu ve odakta yanlış bilgi, iklim ve siber riskler vardı. 2026’ya gelindiğinde ise tablo sertleşiyor: 21. baskı, dünyayı bir “rekabet çağı” olarak tanımlıyor; risklerin kalıcı, zincirleme ve eşzamanlı hale geldiğini, işbirliğinin geri çekildiğini ve jeoekonomik ile jeopolitik sertleşmenin zirveye çıktığını söylüyor. Asıl kırılma noktası şu: 2025’te soru “krizlerden nasıl çıkarız?” iken, 2026’da hâkim duygu “hepsi aynı anda olursa ne yaparız?” endişesi.
2026 Küresel Risk Raporunda Öne çıkan başlıklar
Yeni bir rekabetçi düzen ortaya çıkıyor.
Jeoekonomik dönüşümün yaşandığı bu dönemde, ittifakların yeniden şekillendiği ve 1944 Bretton Woods Konferansı’ndan (1) doğan kurumların yanı sıra piyasaların dayanıklılığının ciddi bir sınavdan geçtiğini belirtiyor Korumacılık, stratejik sanayi politikaları ve kritik tedarik zincirleri üzerinde devletlerin artan ve aktif etkisi, dünyanın giderek daha yoğun bir rekabet ortamına girdiğine işaret ediyor.
Multiliteral (2)- Çok taraflı sistemler ciddi bir baskı altında olduğunun yazdığı raporda; azalan güven, şeffaflığın ve hukukun üstünlüğüne saygının zayıflaması ile artan korumacılık, uzun süredir devam eden uluslararası ilişkileri, ticaret ve yatırımları tehdit ettiği ve çatışma eğilimini giderek arttığına dikkat çekiliyor
Ekonomik riskler yoğunlaşıyor.
Rapor geçen yıl görece daha düşük sıralarda yer alan bu risklerin, önümüzdeki iki yıl içinde en hızlı yükselen risk alanı olarak öne çıktığını belirtiyor . Özellikle ekonomik durgunluk, jeoekonomik çatışmanın hemen ardından, şiddet düzeyinde en büyük artışı gösteren başlıklardan biri olmuş. Artan borç sürdürülebilirliği sorunları ve ekonomik balon riski, yükselen jeoekonomik gerilimlerle birleştiğinde, yeni bir oynaklık döneminin kapısını aralayarak hem toplumları hem de iş dünyasını daha kırılgan ve istikrarsız bir yapıya sürükleme potansiyeli taşıyor.

Teknolojik riskler, büyük ölçüde yeterince denetlenmeden hızla artan teknolojik gelişmeler ve yeni inovasyonlar; sağlık, eğitim, tarım ve altyapı gibi alanlarda önemli fırsatlar ve faydalar sunarken, aynı zamanda iş gücü piyasalarından bilgi bütünlüğüne ve otonom silah sistemlerine kadar pek çok alanda yeni riskleri de beraberinde getiriyor.
Yanlış bilgi ve dezenformasyon ile siber güvensizlik, iki yıllık görünümde en önemli riskler arasında yer alırken, Yapay zekânın olumsuz sonuçları, zaman içinde sıralaması en hızlı yükselen risk olmuş.
Toplumlar uçurumun eşiğinde.
Rapor artan toplumsal ve siyasal kutuplaşmanın, aşırıcı sosyal, kültürel ve politik hareketlerin kurumsal dayanıklılığı ve kamu güvenini zorlaması ve bunun demokratik sistemler üzerindeki baskıyı giderek artırdığına dikkat çekmiş. Geleneksel yönetişim yapılarından duyulan derin hayal kırıklığını , birçok vatandaşın kendisini siyasal karar alma süreçlerinin dışında hissetmesi ve kamu politikalarının yaşam koşullarında somut iyileşmeler sağlayabileceğine dair inancını giderek kaybettiği belirtilmiş.
Eşitsizlik, üst üste ikinci yıl en fazla bağlantılı küresel risk olarak öne çıkarken, onu ekonomik durgunluk takip ediyor.
Yanlış bilgi ve dezenformasyon, küresel ölçekte acil bir tehdit olmaya devam ediyor. Servetin giderek az sayıda elde yoğunlaşması ve yaşam maliyeti baskılarının sürmesi, kalıcı K-şekilli ekonomiler (3) riskinin artışına dikkat çekiliyor. Önümüzdeki iki yılda, teknolojinin günlük yaşama daha fazla entegre olması ve jeoekonomik gerilimlerin devam etmesiyle, dijital güvensizliklerin artması ve sosyo-çevresel ilerlemenin zayıflaması riskinin daha da derinleşebileceği belirtiliyor.
Çevresel kaygılar geri plana itiliyor. Burası çok dikkat çekici bana göre - Yani derdimiz o kadar büyük ki "iklimdi, kuraklıktı" arka plana atmışız! Anket bulguları, önceki yıllara kıyasla çevresel olmayan risklerin ilk sıralara çıktığını önümüzdeki iki yıllık görünümde, çevresel risklerin büyük bir kısmı sıralamada gerilediğini göstermiş. (Aşırı hava olayları 2. sıradan 4. sıraya, kirlilik ise 6. sıradan 9. sıraya düşmüş. Dünya sistemlerinde kritik değişim ile biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü de sırasıyla yedi ve beş basamak gerileyerek, bu yıl iki yıllık risk görünümünde listenin alt yarısında yer almış)

Rekabet Çağı (Age of Competition)
2026 raporu, dünyayı sadece sadece devletler arası değil, aynı zamanda devlet–şirket–sivil toplum ilişkilerinde de kendini gösteren “rekabet çağı (age of competition)” olarak tanımlıyor. Risklerin Bağlantılılığı artarken, daha küçük, çıkar odaklı ağların çok taraflı (Multilateral) kurumların yerini alması küresel riskleri yönetmeyi yani işbirliğini zorlaştırıyor
Rapor Tek bir risk alanında değil ekonomi, çevre, teknoloji, toplum ve yönetişim alanları arasında çok katmanlı stratejilerle, artan kutuplaşma ve dezenformasyon çağında, risk yönetiminin merkezine güvenin yeniden inşasının konması gerektiği mesajının yanında "Dayanıklılık"(Resilience) kavramına dikkat çekerek kurumlar ve devletlerin, yalnızca çeviklik değil dayanıklılık odaklı çerçeveler geliştirmeleri gerektiği mesajlarını veriyor.

Türkiye özelinde küresel riskler, tekil başlıklar halinde değil, çarpan etkisiyle çalışıyor. Jeoekonomik çatışmalar, Türkiye’nin coğrafi konumu, enerji ve ticarette geçiş ülkesi olması ve çok kutuplu dengeler içinde kalması nedeniyle doğrudan yaşanan riskler. E konomik riskler uzun süreli belirsizlik şeklinde hissediliyor. Enflasyon sosyal gerilimi, gelir dağılımı güven kaybını, borçlanma ise finansal kırılganlığı derinleştiriyor. Bunlara iklim kaynaklı su stresi, yangınlar, sel ve gıda fiyat baskısı eklendiğinde, çevresel riskler ülkemiz için sessiz ama güçlü bir ekonomik ve toplumsal kriz tetikleyicisine dönüşüyor. Deprem ise herkesin bildiği ama sürekli ertelenen, gerçekleştiğinde şehirleşmeden finansmana, sigortadan sosyal düzene kadar herşeyi aynı anda patlatan bir risk olarak tepede duruyor.
Yanlış bilgi ve dezenformasyon, kutuplaşmış kamuoyu ve düşük kurumsal güven nedeniyle Türkiye’de ikincil bir afet gibi. Teknoloji ve yapay zekâ ise hazırlık yoksa verimlilikten çok eşitsizlik ve sosyal gerilim üretiyor. Bu noktada sigorta ve risk yönetimi kritik: artık sadece hasar ödeyen değil, hasar olmadan ayakta kalmayı öğreten bir dayanıklılık aracı olmak zorunda. WEF 2026’nın Türkiye’ye verdiği mesaj net: riskler azalmayacak, belirsizlik kalıcı; dayanıklılık bir tercih değil zorunluluk. Türkiye’nin sorunu riskleri bilmemek değil, onlarla yüzleşip yönetecek kolektif refleksi inşa edebilmek. Yani bu bir kader değil; hazırlık meselesi.
Görünüşe göre işler, geçen senekinden de daha kötü.
WEF Global Risks Report 2026, Bize :
“Bu artık geçici bir kriz değil. Bu, kalıcı bir risk düzeni. Geçen yıl çoklu kriz diyorduk.
Artık tonu değiştİ ve konuşulan şey: rekabet, kopuş ve sertleşme.” Diyor.
2025 raporunda en çok endişe duyulan riskler; yanlış bilgi, dezenformasyon ve buna bağlı güven kaybıydı. Ancak 2026’da en büyük risk jeoekonomik çatışma olarak öne çıktı. Yani ekonomi artık büyüme aracı değil, diplomasi dili değil bir güç silahı. Küresel risk algısında çok net bir kırılma bu.

Biz insanlar Ne yapıyoruz?
El birliğiyle dünyanın sonunu mu getiriyoruz?
Ne iklim krizi ne de savaşlar yeni değil, teknoloji korkuları da yeni değil.
Bana göre yeni olan ne biliyor musunuz? "Risklere ortak cevap verme yeteneğimizi , beraberliğimizi kaybediyoruz.
Riskler, Umut ve Yeni Çiçek Çocuklar Mümkün mü?
Belki “son” kelimesi fazla iddialı olabilir ama kabul edelim , Felakete alıştık, Kutuplaşmaya alıştık, Kötü haberi kaydırıp geçmeye ve en kötüsü “Ben ne yapabilirim ki?” demeye alıştık.
Sorun, risklere ortak yanıt verme yeteneğimizi kaybetmemiz.
İnsanların düşünme, sorgulama ve muhakeme kapasitesi sistematik olarak aşındırılıyor.
Bu bir yan etki değil, işlevsel bir sonuç. Brain rot, yani zihinsel çürüme ile İnsanlar artık “yanlış mı doğru mu?” diye sormuyor, “bana ne hissettirdi?” diye bakıyor. Bu muhakemenin çöküşü demek. Rage Bait ile pasiflik güçleniyor. Modern dezenformasyonun “Hiçbir şeyden emin olama.”diyen sesi ahlaki ve zihinsel felç doğruyor. Bence en tehlikelisi hazırlop bilgi. Muhakeme kullanılmayan kas gibidir. Zayıflar. Bilgi artık nasıl düşündüğünü düşünme süreci olarak değil, sonuç olarak sunuluyor.
Kutuplaşma sanıldığı gibi “insanları sokağa döken” bir şey değil. İnsanları birbirine düşman ederken, sistemi sorgulamaz hale getirir ve herkes birbiriyle kavga ederken yukarıda olan biteni görmez.
1960’larda da dünya da karışıktı: Nükleer korku, savaşlar, otorite krizine karşı gençler “Bu dünya böyle gitmemeli.” Dediler. Ama bunu rapor yazarak değil, hayat tarzı değiştirerek söylediler (Çiçek Çocuklar ) (4)
Bugünün gençliği dünyayı “çiçekle” durdurmaya inanmıyor; ama algıya teslim olmayı da kabul etmiyor. Soruları var, şüpheleri var, filtreleri var. Eksik olan şey farkındalık değil; kolektif, güvenilir ve sürdürülebilir zemin. Eğer bu farkındalık etik teknoloji talebine, bilgi okuryazarlığına, ekonomik ve sosyal adalet arayışına, dönüşmezse, öfke ya içe kapanacak ya da sistem tarafından tekrar sömürülecek.
2026 küresel risk raporunda belirtildiği gibi Riskler bu kadar iç içe geçmiş ve bağlantılıysa, çözümler de tek başına olamaz.
Devlet tek başına yetmez
Şirketler sadece kârla açıklanamaz
Birey “seyirci” rolünde kalamaz
Sigorta sadece hasar ödeyen olamaz
Ama bu demek değil ki “Her şey bitti.”
Umut, büyük sloganlarda değil, küçük ama tutarlı davranışlarda.
Artık görmezden gelme lüksümüz yok.
yeni çiçek çocuklar şarkı söylemeyecek belki, ama;
Yanlış bilgiyi paylaşmayacaklar
İklim riskini ciddiye alacaklar
“Bunu birlikte düşünelim” diyebilecekler
Ve bazen dünya, tam da böyle kurtulur.
Herkese iyi pazarlar
WEF 2026 Global Risk Report 21st Edition ı okumak ve indirmek için buraya tıklayın
#WEF2026 #GlobalRisks #Rekabetcagi #Jeoekonomi #Belirsizlik #RiskYonetimi #Resillience#Türkiye #Sigorta #Gelecek #cicekcocuklar #makelovenotwar #peace#polarization ##BrettonWoods #multiliterals
1- 1944 Bretton Woods Konferansı, II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, küresel ekonomik düzeni yeniden kurmak amacıyla düzenlenen uluslararası bir toplantır.
Savaş sonrası dönemde finansal istikrar sağlamak, ticareti canlandırmak, ekonomik krizlerin ve rekabetçi devalüasyonların tekrarını önlemeyi amaçlayan bu toplantı sonrasında;
döviz kurları ve finansal istikrar amacıyla Uluslararası Para Fonu (IMF); kalkınma ve yeniden yapılanma finansmanı amacıyla Dünya Bankası kurulmuş. Para birimleri ABD dolarına, dolar ise altına sabitlenmiş ve ABD doları küresel rezerv para haline gelmiş.
Raporda anlatılan jeoekonomik dönüşüm, çok taraflılığın zayıflaması ve küresel kurumların sorgulanması, doğrudan bu Bretton Woods düzeninin aşınmasıyla ilgilidir. Küresel rekabetin sertleşmesi, bu sistemin artık mevcut riskleri taşımakta zorlandığını gösteriyor.
2- Multilateral (çok taraflı) kurumlar, birden fazla ülkenin ortak kurallarla yönettiği, küresel işbirliği ve istikrarı amaçlayan yapılardır. ( Örnekler; Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Ödemeler Bankası ,Avrupa Birliği (AB) , Afrika Birliği , ASEAN – Güneydoğu Asya işbirliği)
WEF 2026 perspektifinde sorun, bu kurumların varlığı değil etkisinin zayıflaması: karar alma yavaşlıyor, yaptırım gücü azalıyor ve ülkeler tek taraflı çözümlere yöneliyor.
3- K-şekilli ekonomi, krizlerden sonra toplumun ikiye ayrılması anlamına geliyor .Bir kesim (yüksek gelir grupları, büyük şirketler). hızla zenginleşir, Diğer kesim (düşük–orta gelir grupları, küçük işletmeler) daha da yoksullaşır. Sonuçta herkes toparlanmaz, eşitsizlik kalıcı hale gelir, orta sınıf zayıflar ve toplumsal gerilim artar.
4- Çiçek Çocuklar (“Flower Power, Hippie Movement) Dünyayı güçle değil değerlerle değiştirebileceğine inanan bir kuşağın sesi
1960’lı yıllarda özellikle ABD ve Batı Avrupa’da ortaya çıkan, barışçı, özgürlükçü ve savaş karşıtı bir gençlik hareketiydi. Vietnam Savaşı, militarizm, otoriter devlet anlayışı, tüketim toplumuna karşıydılar. Çiçekler, renkli kıyafetler, uzun saçlar, müzikleri ve “Make love, not war” sloganları ile barış (Silah değil çiçek), sevgi, empati ve dayanışma, doğayla uyumlu yaşam, bireysel özgürlük ve kendini ifadeyi savundular. Çiçek Çocuklar Akımı, bir gençlik modası olmanın ötesinde, sivil itaatsizlik, barış hareketleri, çevre bilinci, insan hakları
gibi pek çok alanın toplumsal zemininin oluşmasına katkı sağladı.








Yorumlar